İçeriğe geç
Denizli Bakışlı
Hayvanlar

Deniz Kaplumbağaları Doğduğu Kumsalı Nasıl Buluyor

Yavru bir deniz kaplumbağası, on yıllar sonra doğduğu kumsalın yakınına geri dönüyor. Bu yolculuğun arkasında Dünya'nın manyetik alanına dayanan sıra dışı bir yön bulma sistemi var.

Berrin Aksoy Güncelleme: 4 dk okuma

Bir yaz gecesi, kumsalın ıslak kenarında avuç içi kadar bir yavru kaplumbağa kabuğundan çıkar ve hiç tereddüt etmeden denize doğru koşar. Onu kimse eğitmemiştir, önünde gidip yolu gösteren bir yetişkin yoktur. Buna rağmen birkaç dakika içinde dalgaların arasına karışır ve yıllarca sürecek bir yolculuğa başlar. En şaşırtıcı kısmı ise çok sonra ortaya çıkar: bu yavru, on yıllar sonra yumurta bırakmak için okyanusu boydan boya geçip doğduğu kumsalın birkaç kilometre yakınına döner. Bu geri dönüşün nasıl mümkün olduğu, doğa bilimlerinin en uzun süredir merak edilen sorularından biridir.

Haritasız bir yolculuk

Denizde yön bulmak, karada yön bulmaktan çok daha zordur. Karada dağ silüetleri, nehir yatakları, ağaç sıraları gibi sabit işaretler vardır. Açık denizde ise her yön birbirinin aynısıdır; üstelik akıntılar canlıyı sürekli olarak istemediği bir tarafa taşır. Bir insan denizciyi düşünelim: elinde pusula, sekstant ve saat olmadan yıldızlara bakarak bile enlemini kabaca kestirebilir, ama boylamını bulması yüzyıllar boyunca çözülemeyen bir problem olarak kalmıştır. Deniz kaplumbağası bu problemi hiçbir aletle donatılmadan, üstelik ilk yolculuğunda çözer.

Araştırmacıların üzerinde uzlaştığı açıklama, Dünya'nın manyetik alanının kaplumbağalar için bir tür koordinat sistemi işlevi görmesidir. Manyetik alan gezegenin her noktasında aynı değildir; alanın eğimi ve şiddeti enlem boyunca kademeli olarak değişir. Bu iki değeri birlikte okuyabilen bir canlı, bulunduğu yeri kabaca tarif edebilecek bir çift sayıya sahip olur. Kaplumbağaların yumurtadan çıktıkları ilk saatlerde, doğdukları kumsalın manyetik imzasını bir tür kalıcı iz olarak kaydettikleri düşünülüyor. Yıllar sonra üreme zamanı geldiğinde, denizde bu imzayı arayarak ilerliyorlar.

İlk saatlerin önemi

Yumurtadan çıkışın hemen ardındaki kısa pencere, bu canlının hayatındaki en kritik zaman dilimlerinden biridir. Yavru, kumdan çıkışında ufkun görece aydınlık olan tarafına yönelir; doğal koşullarda bu taraf denizdir, çünkü su gökyüzünü yansıtır ve kara tarafı bitki örtüsüyle daha karanlıktır. Denize girdikten sonra dalgaların geliş yönüne karşı yüzerek açığa doğru ilerler. Bu üç ipucunun (ışık, dalga yönü ve manyetik alan) birbirini tamamlayarak çalıştığı, birinin yanıltıcı olduğu durumda diğerinin devreye girdiği görülür.

Kıyıdaki yapay aydınlatmanın yavrular için neden bu kadar tehlikeli olduğu da tam olarak burada anlaşılır. Kumsala bakan güçlü bir lamba, milyonlarca yıldır işleyen "aydınlık taraf denizdir" kuralını tersine çevirir. Yavrular karaya doğru yönelir, saatlerce yanlış yönde ilerler ve çoğu denize hiç ulaşamaz. Karanlık bir kıyı şeridini korumak, bu yüzden pahalı hiçbir teknoloji gerektirmeyen ama sonuç veren bir koruma yöntemidir.

Yıllar süren dolaşım

Bazı türlerin yavruları, denize açıldıktan sonra büyük okyanus akıntı sistemlerinin içine girer ve yıllarca bu dev döngünün üzerinde sürüklenir. Bu döneme kimi kaynaklarda "kayıp yıllar" denir, çünkü hayvanları izlemek çok zordur ve nerede beslendikleri uzun süre bilinmiyordu. Akıntının kenarında biriken yosun kümeleri, küçük kaplumbağalar için hem saklanacak bir örtü hem de hazır bir sofra sunar. Boyları yeterince büyüyüp doğal düşman riski azaldığında sığ beslenme alanlarına yerleşirler.

Üreme olgunluğuna ulaşmak türe göre on yılı, bazen otuz yılı bulabilir. Bu kadar uzun bir aradan sonra hafızada tutulan manyetik bilginin hâlâ işe yaraması, üstelik kıyıların manyetik imzasının zaman içinde yavaşça kaymasına rağmen kaplumbağaların yine de yaklaşık doğru noktaya varması, konuyu daha da ilginç hale getirir. Bazı gözlemler, manyetik alan kaydığında yuvalama alanlarının da onunla birlikte birkaç kilometre kaydığını gösteriyor.

Bir canlıya sığdırılmış ölçüm aleti

Bu becerinin arkasında büyük bir organ ya da göze çarpan bir yapı yok. Manyetik algının hangi hücrelerde ve hangi mekanizmayla çalıştığı hâlâ tartışılıyor; öne çıkan iki fikirden biri dokuda bulunan mıknatıslanabilir mineral tanecikleri, diğeri ise gözdeki bazı proteinlerin manyetik alandan etkilenen kimyasal tepkimeleri. Hangisi doğru çıkarsa çıksın, sonuç aynı kalıyor: kabuğun altına sığmış birkaç gram doku, koca bir okyanusu adreslenebilir bir yere dönüştürüyor.

Deniz kaplumbağasının yolculuğu, doğadaki en sade tanımıyla bir sabır dersidir. Bir canlı, hayatının ilk saatlerinde topladığı bilgiyle onlarca yıl sonra yön buluyor. İnsanın uydu ağlarıyla çözdüğü bir problemi, o çok daha eski ve çok daha sessiz bir yöntemle aşıyor.

Paylaş: Facebook X WhatsApp

Hayvanlar bölümünden