Asansördeki Sessizliğin Sessiz Kuralları
Otuz saniyelik yolculukta neden kimse konuşmaz? Dar alanda kurulan görünmez nezaket düzeninin mantığı.
Mert Karaca 3 dk okuma
Kapı kapanır. İki, bazen üç kişi kalırsınız içeride. Kimse konuşmaz. Herkes ya telefonuna ya kat göstergesine bakar. Beş katlık bir yolculuk otuz saniye sürer ama o otuz saniye, günün en tuhaf zaman dilimlerinden biridir. Asansör, modern hayatın en kısa ve en yoğun sosyal sınavıdır.
Bu sessizliği garipseyen çoktur ama aslında son derece düzenli bir davranış kalıbıdır. İnsanlar asansörde rastgele davranmaz; neredeyse herkes aynı senaryoyu uygular. Duvara yaslanma, göz teması kurmama, mesafeyi eşit dağıtma, gösterge ekranına bakma. Kimse bu kuralları öğretmemiştir, yine de herkes bilir.
Mesafenin daraldığı yer
İnsanın etrafında görünmez bir alan vardır. Tanımadığımız biri bu alana girdiğinde bedenimiz hafif bir tetikte olma hâline geçer. Sokakta bu alanı korumak kolaydır; yürüyüş hızını değiştirir, biraz sağa kayarız. Asansörde ise kaçacak yer yoktur. Metrekare sabittir, süre sabittir, çıkış kapalıdır.
Bu durumda zihin bir denge arar: bedeni orada tutmak zorundadır ama dikkati başka yere gönderebilir. Göstergeye bakmak, telefonu açmak, çantayı düzeltmek hep bu amaca hizmet eder. Bedenen yakınız ama dikkatimizi çektiğimizi ilan ederek karşı tarafa "seni rahatsız etmiyorum" mesajı veririz. Sessizlik, kabalık değil bir tür nezakettir.
Konuşmanın açtığı borç
Peki neden birkaç kelime edip rahatlamayız? Çünkü konuşma başlatmak bir yükümlülük yaratır. "Hava çok sıcak" dediğinizde karşı taraf cevap vermek zorunda hisseder. Cevap gelirse siz de bir şey daha söylemelisinizdir. Böylece otuz saniyelik bir yolculuk, sürdürülmesi gereken bir sohbete dönüşür ve kapı açıldığında bitirilmesi gerekir.
Üstelik bu sohbetin bitişi de gariptir; iki insan birbirine hiçbir şey söylememiş gibi ayrılır. Zihin bu hesabı hızlıca yapar ve çoğu zaman sessizliği daha ucuz bulur. Yani asansördeki sessizlik tembellik değil, bir maliyet hesabıdır.
Tanıdık biriyle asansöre binmek
İlginç olan şu ki tanıdık biriyle asansöre binmek çoğu zaman daha zordur. Yabancıyla susmak meşrudur, tanıdıkla susmak açıklama gerektirir. O yüzden komşuyla karşılaştığımızda ısrarla bir konu ararız: hava, apartman aidatı, çocukların okulu. Bu sohbetlerin içeriği önemsizdir; işlevi sessizliği doldurmaktır.
Bu küçük konuşmaları anlamsız bulmak yaygındır ama işe yararlar. Aynı binada yaşayan insanlar arasında ince bir tanışıklık zemini kurarlar. Bir gün gerçekten bir şeye ihtiyaç duyulduğunda, o zemin sayesinde kapı çalınabilir hâle gelir.
Kalabalık asansör, tuhaf koreografi
Asansör dolduğunda davranış bir kez daha değişir. Herkes omuzlarını içine çeker, kollar bedene yapışır, bakışlar yukarı kayar. Yeni giren kişi otomatik olarak kapıya döner. Kimse "arkaya geçin" demez ama insanlar kendiliğinden yerleşir. Bu koreografi, sözsüz iş birliğinin en sade örneklerinden biridir.
Bir de o herkesin bildiği an vardır: yanlış kata basmış olmak. Kapı açılır, kimse inmez, hafif bir mahcubiyet dolaşır. Küçücük bir hata bile paylaşılan dar bir alanda büyür. Bu da o otuz saniyenin ne kadar dikkatle yaşandığını gösterir.
Sessizliği sorun sanmamak
Asansör sessizliğini bir iletişim kopukluğu olarak yorumlamaya gerek yok. Aksine, birbirini tanımayan insanların dar bir alanda birbirini rahatsız etmeden var olmasını sağlayan pratik bir çözüm. Şehir hayatı, her karşılaşmayı sohbete çevirmeye kalksak yorucu hâle gelirdi.
Benzer kalıplar başka dar alanlarda da geçerlidir. Otobüste yan yana oturan iki yabancı da genellikle konuşmaz. Uçakta koltuk komşusuyla sohbet etmek istemeyen kişi kitabını açar ya da kulaklığını takar. Bunlar reddetme değil, sınır bildirme yöntemleridir ve neredeyse herkes tarafından doğru okunur. İnsanlar, kelimeye başvurmadan da birbirine oldukça net mesajlar iletebiliyor.
Asansörün özel yanı ise süresinin çok kısa olmasıdır. Uzun bir yolculukta sessizlik bir noktada kırılabilir; asansörde buna vakit yoktur. Bu yüzden orada kurulan denge daha yoğun ve daha katıdır. Aynı sebeple, o kısa süre içinde yaşanan en ufak bir aksaklık bile abartılı biçimde hissedilir.
Yine de arada bir o sessizliği bozmanın kimseye zararı yok. Kısa bir selam, bir gülümseme, kapıyı tutmak gibi ufak jestler otuz saniyeyi yumuşatır. Ne susmak ayıptır ne konuşmak zorunluluk. İkisinin de kendi yeri vardır ve çoğumuz bu ayarı düşünmeden, kusursuzca yaparız.